Archive for the ‘İnsan Kaynakları’ Category

Kariyer Rehberi’yle, her pazartesi BloombergHT’deyim

Posted 24 Aug 2010 — by Yaprak Özer
Category İletişim, İnsan Kaynakları

BloombergHT’de 7 haftadır Devre Arası programında konuk oluyordum. Levent Oğuz ve Aslı Şahin’in ev sahipliğinde birbirinden keyifli programlarda söz söyleme fırsatım oldu.

Bu haftadan itibaren Kariyer Rehberi adlı yeni bir programla karşınızdayım. Aslında genel olarak kariyer, insan kaynakları, yönetim, istidam gibi başlıkları ele alacağım. Fakat KOBİ’leri biraz daha fazla mercek altına almak istiyorum. Neden mi?

İşte neden: 500 büyük listesinin dışındakilerin neredeyse tamamı KOBİ. Genel istihdam içindeki payları yüzde 76. Yani her 4 kişiden üçü KOBİ’lerde çalışıyor.

Gelirler eski Genel Müdürü Prof. Dr. Nevzat Saygılıoğlu. Kariyer Rehberi programının ilk konuğu oldu. Saygılıoğlu vergi, gümrük, turizm ve gelirler gibi neredeyse Türkiye’nin gelir ve gider tablosunun kilit noktasında geçen kariyerine bugün ağırlıklı olarak akademik çalışmalarla devam ediyor. Saygılıoğlu KOBİ’ler konusunda da önemli çalışmalar yapıyor. Aşağıda programda Saygılıoğlu’nun verdiği yanıtları özet olarak bulacaksınız:

KOBİ KİMDİR, TANIMI VAR MIDIR

KOBİ’yle ilgili olarak 2001 yılları sonuna kadar 8-10 ayrı tanım vardı. Hazine Müsteşarlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, KOSGEB ayrı bir tanım yapıyordu, Halk Bankası ayrı bir tanım yapıyordu… Diğer bankalar, Maliye Bakanlığı, vergiyle ilgili çeşitli uygulamalarda ayrı tanımlar yapıyordu. Dolayısıyla ifade yerindeyse tam bir tanım kirliliği vardı. Bakanlar Kurulu tarafından yayınlanan bir yönetmelikte, 2005 yılında doğrudan doğruya ortak ve tek bir tanım haline getirildi. En azından bu tanım şuanda geçerli ve genel kabul gören bir tanım. İstihdam yıllık satış tutarı ve yıllık bilanço tutarı, alınan 3 temel kriter var: Çalıştırdığı personel sayısı 250’nin altında, yıllık satışları ya da bilanço toplamı 25 milyon TL’nin altında olan işletmelere KOBİ diyoruz.

Bunun altındaki ayırım ise mikro ve küçük işletme:

Küçük işletme dediğimiz zaman 1-10 kişi arası personel çalıştırıyorsa, yıllık satış tutarı ya da bilanço toplamı 1 milyon TL’yi aşmıyorsa mikro işletmeden söz ediyoruz.

Küçük işletme dediğimiz zaman en fazla 50 kişiye kadar istihdam yaratan yıllık satış ya da bilanço tutarı 5 milyon TL’yi geçmeyen şirketlerden söz ediyoruz.

KOBİ’LERİN EKONOMİDEKI YERİ

Firmalarımızın yüzde 99’u diyebiliriz. Çok sayıda firma KOBİ niteliğinde. 500 büyük sanayi kuruluşu dışındaki Türkiye’nin geneline baktığımız zaman KOBİ tanımına giren firmalar niteliğinde. Bu KOBİ’ler toplam istihdamın yani Türkiye’deki istihdamın yüzde 76’sını sağlıyor. Şöyle de diyebiliriz; Türkiye’de çalışan her 4 kişiden 3 KOBİ’lerde görev alıyor.

İSTİHDAMI BÜYÜKLER DEĞİL KÜÇÜKLER YARATIYOR

Büyük firmaların makine yollu teknolojilere yöneldiğini biliyoruz. Esas istihdamı küçükler yaratır. Yatırımların yüzde 36’sını KOBİ’ler teşkil ediyor. İhracatımızdaki payları düşük,  yüzde 15’lerde, toplam katma değerin dörtte birinden fazlası yani yüzde 26-27’si yine KOBİ’ler tarafından sağlanıyor.

BANKALAR VE KOBİLER

KOBİ’ler banka kredilerinin yüzde 22’sini kullanıyor. Esas büyük krediyi kurumsal, ticari ve bireysel krediler oluşturuyor. Bu bakımdan daha dörtte bir paya bile sahip değiller. Nedeni; sosyal kültürel yapısı, dokusu bilgiye erişimi… Özellikle de teminat sorunu. İncelendiğinde KOBİ kredileri en fazla takibe alınan krediler arasında, her 100 TL kredinin takip edilen kısmı ticari kredilerde daha düşük oranda bireysel kredilerde yine düşük oranda… Ama KOBİ’lerde yüzde 10’lara ulaşmış durumda.

NEREDE / NASIL

Belli bölgelerde gerçekten ticaretin gelişmiş olması ve o bölge insanının da öyle tanımlanması ve tarif edilmesi kendiliğinden bir alt yapı oluşturuyor. Gaziantep, Bitlis, Denizli vs.

Devlet nerede az yer alıyorsa KOBİ’ler orada daha çok yer alıyor. Yeni üniversite bitiren gençler devlette veya büyük işletmelerde iş bulamadıkları zaman kendilerine özgün işler kurma peşindeler. Ağırlıklı hizmet sektörü olmak üzere hatta ev ortamında home ofiste kendi işlerini kurabiliyorlar.

KOBİ’NİN ÖMRÜ

KOBİ’lerin önünü açmak gerekiyor. KOBİ’ler de KOBİ olarak kalmayacaktır. Onlar da doğacak, büyüyecek. Türkiye’de üçüncü kuşağa geçen KOBİ yok gibi, ikinci kuşağa geçen KOBİ’lerin oranı ise yüzde 7’lerde…

Kariyer Rehberi’ni play tuşuna basarak izleyebilirsiniz.


Yaprak Ozer HT Bloomberg’de
Yükleyen indeksiletisim. – Bilim ve teknoloji videoları

Cehalet cesareti artırır mı?

Posted 03 May 2010 — by Yaprak Özer
Category İletişim, İnsan Kaynakları

Siz de benim gibi sağdan soldan dünya kadar mail alıyor olmalısınız. Ben çoğunu okumadan siliyorum. Bazılarını daha sonra bakarım diye tutuyorum, çünkü doğrudan işle ilgili olmadıklarından zamanımı çalmalarını istemiyorum.

Aşağıda fikirlerine güvendiğim birinden aldığım maili tutmuşum. Okuyunca paylaşmak istedim. Bu mailin içeriğini kontrol etme olanağım olmadı. Kendi kendime düşündüm, gözlemlerim bana aşağıda anlatılanların doğruluğuna işaret ediyor. Yanlış dahi olsa kimseye zarar verecek bir bilgi değil. Size üzerinde düşünmenizi sağlayacak zararsız bir bilgi olduğu için paylaşmakta sakınca görmüyorum.

Bu arada görüşlerinizi paylaşırsanız memnun olurum.

Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD’li 10 yıl kadar önce bir teori ortaya atmış:  “Cehalet, bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır.” Bunun üzerine bir araştırma başlatılmış. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşılmış:

  • Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
  • Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
  • Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan acizdirler.
  • Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.

Cornell Üniversitesi öğrencileri arasında bir test yapılmış. Klasik “Nasıl geçti?” sorusuna öğrencilerden yanıtlar istenmiş…

Soruların yüzde 10’una bile yanıt veremeyenlerin “kendilerine güvenleri” müthiş çıkmış. Onların “testin yüzde 60’ına doğru yanıt verdiklerini” düşündükleri; hatta “iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları” kayda geçmiş.

Soruların yüzde 90’ından fazlasını doğru yanıtlayanlar ise “en alçakgönüllü” deneklermiş; soruların yüzde 70’ine doğru yanıt verdiklerini düşünmüşler.

Bu ve benzeri sonuçlardan sonra ortaya Dunning-Kruger Sendromu metni çıkmış:

“İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan ‘yetersiz’ kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!

Ancak bu ‘cahillik ve haddini bilmeme’ karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.

‘Eksiler’ kariyer açısından ‘artıya’ dönüşür. Sonuçta, ‘kifayetsiz muhterisler’ hızlı yükselirler…

Gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında ’fazla alçakgönüllü’ davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler… Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler… Muhtemelen üstleri tarafından da ‘ihtiras eksikliği’ ile suçlanırlar…”

Ben yukarıda anlatılanlara bir şey katmadım. İlgiyle okudum, tashih yaptım. Ne düşünüyorsunuz? Birilerine haksızlık mı ediyoruz, yoksa başarısızlıklarımıza kılıf bulmaya çalışıyoruz? Cehalet cesareti besler mi?

Roubini dedi ki: Ha gayret Türkiye uçacaksın

Posted 23 Apr 2010 — by Yaprak Özer
Category İletişim, İnsan Kaynakları

Biliyorsunuz, kurucusu olduğum İndeks İçerik İletişim Danışmanlık, içerik üreten ve içerik yöneten bir şirket. Her mecrada içerik üretiyoruz.

Konuşmacı ajansımızda birbirinden ünlü isimler var. Biri de şu meşhur Kriz Kahini: Profesör Nouriel Roubini. Kahin, Uludağ İhracatçılar Birliği’nin daveti üzerine Türkiye’ye geldi. Az kalsın Kahin’i İzlanda’daki yanardağ patlaması küle çevirecekti. Uçağı saatlerce rötar yapınca ortaya traji komik bir durum çıktı.

Kahin, rötarla Atatürk Havalimanı’na indi, konuşmasının başlaması gereken saatlerde İstanbul’daydık, kolundan tuttuğumuz gibi helikoptere bindirdik, Bursa’ya indirdik,  sahneye çıkardık. Resmen ayağının tozuyla geldi konuştu, soruları yanıtladı… Sonra kolundan tuttuğumuz gibi yine helikoptere bindirdik, İstanbul’a indirdik, uçak olsa gidecekti, geceyi İstanbul’da geçirdi, anlatıp içinizi tüketmeyeyim türlü zorluklarla bulduğumuz ilk uçakla yeniden ABD’ye uçtu. Gelmeden önce bir konuşma yapıp uçağa binmişti, indi konuştu, NewYork’a inince de Amerikan Merkez Bankası Başkanıyla toplantısına koştu.

Hayat artık böyle tuhaf işte.

Uçuyor dedim de… Roubini’yi ilk kez bu kadar  olumlu gördüm. Başlığa bakın anlayacaksınız. Başlık benim başlığım, o bire bir böyle söylemedi. İyi yolda olduğumuzu ifade etti. Biz Kahin’in ağzından bal damladığını görmediğimiz için, temkinli iyimserliğine bayıldık. Bir de ezeli rakip komşu Yunanistan’ın bugün içinde bulunduğu durumdan bize de pay çıkarıp sırtımızı sıvazlaması nasıl hoşumuza gitti anlatamam.

Bugün gazetelerde Roubini’yi getiren Uludağ İhracatçılar Birliği Başkanı Ferit Sünneli’yle boy boy fotoğraflarını gördünüz, haberlerini okudunuz. Tekrara gerek yok. Ben dikkat çekenleri not olarak aktaracağım.

Roubini’ye göre toprak kayıyor. Dünya eksen değiştiriyor. Küresel ekonomideki değer yapısı dönüşüyor.

Eksen ABD’den Doğu’ya hareketlenmiş gidiyor. Eksen kuzeyden güneye kayıyor. Eksen gelişmiş ekonomilerden gelişmekte olan ekonomilere kayıyor. Eksen gelenekselden geleceğe kayıyor. Burada bir tek şey önemli; görmek, öngörmek, okumak ve pozisyon tutmak.

Ekonomik güç dengelerindeki değişikliğin Türkiye’yi çok etkilediğine özellikle dikkat çeken Roubini, Türkiye’nin 2001 krizinden öğrendiklerini içselleştirmeyi başardığını söyledi. Nouriel Roubini Türkiye doğumlu. Sanırım hemen şımardığımızı bilerek, ilave etmekte gecikmedi: “Daha çok eksiğiniz var!” Bizi çoklarından daha iyi tanıyor.

Roubini, Yunanistan’ın bugün içinde bulunduğu durumdan ders alınması gerektiğini düşünüyor. “Yunanistan da keşke sizden ders almış olsaydı” dedi. Avrupa Birliği’ne çok inansa da yakında bir AB kalmayabileceği yolunda uyardı. Yunanistan’ı İspanya, Portekiz, İtalya ve İzlanda’nın takip edebileceğini söyledi. “Yunanistan bugün yapması gerekenleri yapmaya başlasa da tam olarak sağlığına kavuşması 10-15 yıl alır. 3-5 yıldan önce de ilk sonuçlarını göremez.”

Türkiye’nin Yunanistan’ın yaşadığı sorunlardan etkileneceğini düşünüyor. Zaten Almanya’nın itirazlarına karşı Yunanistan’a kol kanat gerilmesinin nedenini de beraberinde götüreceği diğer ekonomilerden korkulması…

Dikkatimi çeken konulardan bir tanesi de sorulan sorulardan biriydi. Türk-Amerikan ilişkileri nereye gider ne olur diyen bir işadamına, özetle yumurtaları aynı sepete koymayın dedi. “ABD sizi siz ABD’yi seversiniz ama dünyadaki ekonomi ekseni kayarken başka taraflara bakmak ve keşfetmek zamanıdır” diye özetledi yanıtını.

Türkiye’nin önünde mali disiplin konusu Demoklesin kılıcı gibi sallanıyor. Gevşetmeye gelmez. Siyasi istikrarsızlık ve siyasi çekişmeler ekonomiyi ve toplumun ruh sağlığını olumsuz etkiliyor. En önemli sorunumuz işsizlik. Burada da günlük çözümler yetmiyor. Türkiye’nin yapısal reformlarını sürdürmesi şart, daha çok yolu var. Yine çok önemli bir eksiklik Türkiye’nin araştırma geliştirme ve inovasyon konusuna yatırım yapması gerekliliği. Son olarak görünmeyen altyapı yatırımlarını küçümsememiz gerektiğini de özellikle sözlerine ilave etti.

Roubini rüzgar gibi geldi geçti. Bir insanın rüzgar yaratması için ne kadar çok çalışması gerektiğini, baktığını görmesi, gördüğünü analiz etmesi, analizlerini bir projeksiyona dönüştürmesi, herkesten farklı olabilmesi için çok çalışması gerektiğini gördüm. İnsanlar Roubini gibilere ağzının suyu akarak bakıyor. Ağzının suyunu akıtan adamlar kimsenin görmediği zamanlar o kadar çok çalışıp çabalıyor ki aklınız durur. Kimse boşuna biri olmuyor. Bu da bireysel eksen kaymasıdır. Yarına sıçramak isteyen gençlere olduğu kadar yarını boşvermiş olanlara duyurulur.