Posts Tagged ‘ekonomik kriz’

Roubini dedi ki: Ha gayret Türkiye uçacaksın

Posted 23 Apr 2010 — by Yaprak Özer
Category İletişim, İnsan Kaynakları

Biliyorsunuz, kurucusu olduğum İndeks İçerik İletişim Danışmanlık, içerik üreten ve içerik yöneten bir şirket. Her mecrada içerik üretiyoruz.

Konuşmacı ajansımızda birbirinden ünlü isimler var. Biri de şu meşhur Kriz Kahini: Profesör Nouriel Roubini. Kahin, Uludağ İhracatçılar Birliği’nin daveti üzerine Türkiye’ye geldi. Az kalsın Kahin’i İzlanda’daki yanardağ patlaması küle çevirecekti. Uçağı saatlerce rötar yapınca ortaya traji komik bir durum çıktı.

Kahin, rötarla Atatürk Havalimanı’na indi, konuşmasının başlaması gereken saatlerde İstanbul’daydık, kolundan tuttuğumuz gibi helikoptere bindirdik, Bursa’ya indirdik,  sahneye çıkardık. Resmen ayağının tozuyla geldi konuştu, soruları yanıtladı… Sonra kolundan tuttuğumuz gibi yine helikoptere bindirdik, İstanbul’a indirdik, uçak olsa gidecekti, geceyi İstanbul’da geçirdi, anlatıp içinizi tüketmeyeyim türlü zorluklarla bulduğumuz ilk uçakla yeniden ABD’ye uçtu. Gelmeden önce bir konuşma yapıp uçağa binmişti, indi konuştu, NewYork’a inince de Amerikan Merkez Bankası Başkanıyla toplantısına koştu.

Hayat artık böyle tuhaf işte.

Uçuyor dedim de… Roubini’yi ilk kez bu kadar  olumlu gördüm. Başlığa bakın anlayacaksınız. Başlık benim başlığım, o bire bir böyle söylemedi. İyi yolda olduğumuzu ifade etti. Biz Kahin’in ağzından bal damladığını görmediğimiz için, temkinli iyimserliğine bayıldık. Bir de ezeli rakip komşu Yunanistan’ın bugün içinde bulunduğu durumdan bize de pay çıkarıp sırtımızı sıvazlaması nasıl hoşumuza gitti anlatamam.

Bugün gazetelerde Roubini’yi getiren Uludağ İhracatçılar Birliği Başkanı Ferit Sünneli’yle boy boy fotoğraflarını gördünüz, haberlerini okudunuz. Tekrara gerek yok. Ben dikkat çekenleri not olarak aktaracağım.

Roubini’ye göre toprak kayıyor. Dünya eksen değiştiriyor. Küresel ekonomideki değer yapısı dönüşüyor.

Eksen ABD’den Doğu’ya hareketlenmiş gidiyor. Eksen kuzeyden güneye kayıyor. Eksen gelişmiş ekonomilerden gelişmekte olan ekonomilere kayıyor. Eksen gelenekselden geleceğe kayıyor. Burada bir tek şey önemli; görmek, öngörmek, okumak ve pozisyon tutmak.

Ekonomik güç dengelerindeki değişikliğin Türkiye’yi çok etkilediğine özellikle dikkat çeken Roubini, Türkiye’nin 2001 krizinden öğrendiklerini içselleştirmeyi başardığını söyledi. Nouriel Roubini Türkiye doğumlu. Sanırım hemen şımardığımızı bilerek, ilave etmekte gecikmedi: “Daha çok eksiğiniz var!” Bizi çoklarından daha iyi tanıyor.

Roubini, Yunanistan’ın bugün içinde bulunduğu durumdan ders alınması gerektiğini düşünüyor. “Yunanistan da keşke sizden ders almış olsaydı” dedi. Avrupa Birliği’ne çok inansa da yakında bir AB kalmayabileceği yolunda uyardı. Yunanistan’ı İspanya, Portekiz, İtalya ve İzlanda’nın takip edebileceğini söyledi. “Yunanistan bugün yapması gerekenleri yapmaya başlasa da tam olarak sağlığına kavuşması 10-15 yıl alır. 3-5 yıldan önce de ilk sonuçlarını göremez.”

Türkiye’nin Yunanistan’ın yaşadığı sorunlardan etkileneceğini düşünüyor. Zaten Almanya’nın itirazlarına karşı Yunanistan’a kol kanat gerilmesinin nedenini de beraberinde götüreceği diğer ekonomilerden korkulması…

Dikkatimi çeken konulardan bir tanesi de sorulan sorulardan biriydi. Türk-Amerikan ilişkileri nereye gider ne olur diyen bir işadamına, özetle yumurtaları aynı sepete koymayın dedi. “ABD sizi siz ABD’yi seversiniz ama dünyadaki ekonomi ekseni kayarken başka taraflara bakmak ve keşfetmek zamanıdır” diye özetledi yanıtını.

Türkiye’nin önünde mali disiplin konusu Demoklesin kılıcı gibi sallanıyor. Gevşetmeye gelmez. Siyasi istikrarsızlık ve siyasi çekişmeler ekonomiyi ve toplumun ruh sağlığını olumsuz etkiliyor. En önemli sorunumuz işsizlik. Burada da günlük çözümler yetmiyor. Türkiye’nin yapısal reformlarını sürdürmesi şart, daha çok yolu var. Yine çok önemli bir eksiklik Türkiye’nin araştırma geliştirme ve inovasyon konusuna yatırım yapması gerekliliği. Son olarak görünmeyen altyapı yatırımlarını küçümsememiz gerektiğini de özellikle sözlerine ilave etti.

Roubini rüzgar gibi geldi geçti. Bir insanın rüzgar yaratması için ne kadar çok çalışması gerektiğini, baktığını görmesi, gördüğünü analiz etmesi, analizlerini bir projeksiyona dönüştürmesi, herkesten farklı olabilmesi için çok çalışması gerektiğini gördüm. İnsanlar Roubini gibilere ağzının suyu akarak bakıyor. Ağzının suyunu akıtan adamlar kimsenin görmediği zamanlar o kadar çok çalışıp çabalıyor ki aklınız durur. Kimse boşuna biri olmuyor. Bu da bireysel eksen kaymasıdır. Yarına sıçramak isteyen gençlere olduğu kadar yarını boşvermiş olanlara duyurulur.

Akıllı Ol Modası: tüketimin yeni boyutu

Posted 12 Apr 2010 — by Yaprak Özer
Category İletişim

Dünya ekonomik krizler, iklim değişiklikleri ve teknolojik gelişmelerle yeniden şekilleniyor. Geleceğin dünyasını da yeni fikirler belirliyor. Yeni sorunlar, yeni fikirleri, yeni fikirler de yeni sorunları getiriyor. Dünya’nın gelecekte nasıl bir yer olacağına dair tahminler yapıyoruz, bu tahminleri nedense bir türlü kendi ülkemize yakıştırıamıyoruz. Oysa gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye, bu ülkede yaşayan bizler daha akıllı yaşamanın yollarını bulmalıyız. Ben buldum, bu ülkede moda olan satıyor, ilgi çekiyor. O zaman akıllı yaşamayı “moda” haline getirmeyi öneriyorum. Akıllı tüketme modası, işine sahip çıkma modası, çevreci olma modası, kendine değer verme modası…

İşimiz: Yeni Servetimiz

2008 yılının bankacılık krizi Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayıp tüm Dünya’ya dalga dalga yayıldı. Bu krizin1929’da Wall Street’ in çöküşüyle başlayan bu ekonomik krizden daha da sarsıcı olduğu ve etkilerinin henüz tam olarak görülmediği söyleniyor. Her ekonomik krizde olduğu gibi bunda da işin en acı faturası işsizlik. İşini kaybetmeyenler de ya çalışma saatlerinde artış ya da ücretlerinde düşüşlerle karşılaşıyor. Krizle finansal istikrarımızın ana kaynağının işimiz olduğunun farkına vardık. Göz ardı ettiğimiz bu gerçek, servetten anladığımız şeyi evler ve arabalardan mesleğimize kaydırdı. Eskilerin “altın bilezik” deyişi, bu anlamda yarının anlayışını temsil eder oldu.

Yeni Nesil alışveriş

Ekonomik kriz, insanların tüketim alışkanlıklarını da değiştiriyor. Artık kimse, bir ürün için eskisi gibi ederinin beş katını ödemek istemiyor. En azından farklılık, yenilik istiyor. Daha yeşil ve daha az maliyetli ürünlerin satıldığı yeni nesil “hayatta kalma” marketlerinin kurulması kaçınılmaz. Ama buraya gelmeden önce “akıllı alışveriş” yeni sloganımız.

Alım gücünün düşmesi ile artık gösterişimiz için tüket(e)memeye başladık bile. İşlevin dışında statü kaygısıyla satın aldıklarımız tarihe karışıyor gibi. Eski ekonomik gücümüz yerine gelse de artık eski tüketim alışkanlıklarımıza geri dönmeyeceğimizi ortada. Hatta artık gösterişsiz tüketim de bir statü sembolü haline gelebilir. Artık para biriktirmek, meditasyon yapmak, doğayı kirletmemek moda.

Yaşlanmaya son

Tıbbın da yardımlarıyla doğanın kanunlarına meydan okuyoruz. Fiziksel müdahalelerin, spor salonlarında geçirilen vakitlerin yanında kıyafetleri ve yaşam tarzlarıyla da yaşsızlığın kapısını aralıyorlar. Yeni fikir de bize önemli olanın insanın ne zaman doğduğu değil aksine hayatta nerede olduğu, kendini nasıl gördüğü, neyi yapabilir olduğu ve ne yapmak istediğinin önemli olduğunu söylüyor. Bilimin hastalıklarla baş etme konusunda yeni yollar bulması ve yaşlanmayı geciktirecek yöntemler geliştirmesi bu durumun nedenlerinden biri. Artık biyolojik olarak yaşlı, kentli nüfus da sürekli değişen yaşam alanlarına, teknolojiye ve gençlere ayak uydurmaya çalışıyor.

Yeni Mekan: Afrika

Adı açlık, diktatörlükler, geri dönüşümü alınamayan fonlar ve iç savaşlarla anılan Afrika’nın bir de parlak yüzü var. Afrika artık Dünya’nın her yerinden yatırım alan yeni bir iş mekanı. Bu haliyle Afrika 1980’lerin Asya’sını anımsatıyor. Çünkü tüm Dünya’da yapılan yatırımlarda en iyi getiri oranı Afrika’dan sağlanıyor. IMF’nin rakamlarına göre Afrika’nın 2004’ten 2008’e kadarki büyüme oranı %6’dan daha yüksek. Afrika bankalarının işleri küresel ekonomik krizin nedeni olan mortgage kredilerine dayanmadığı için de krizden neredeyse etkilenmediler. Dünya Bankası’nın Afrika’daki baş ekonomisti Shanta Devarajan, son bir kaç yılda çok büyük bir değişim olduğunu ve artık Afrika’nın büyük bir potansiyeli olduğunu belirtiyor. Ekonominin eski büyükleri için Afrika hala yoksullukla özdeşleşmiş de olsa Afrika Çin için önemli bir gelir kaynağı. Hatta Çin ve Afrika arasındaki ticaret, son on yılda %30 artarken geçen yıl 106 milyar Dolarla doruk noktasına ulaşmış.

Bio-Bankalar

Bio-bankalar para yerine doku örnekleri, kan, DNA ve tümör hücrelerini saklıyor. Bu örnekler de tıbbi araştırmalarda kullanılıyor. Alzheimer ya da diyabet gibi çok çeşitli hastalıkların bu araştırmalar yoluyla tedavi edilebilir ve hatta önlenebilir hale gelmesi amaçlanıyor. Peki, bio-bankalar hem size hem de başkalarına bu kadar faydalıysa neden her ülkede binlercesi kurulmuyor? Cevap güvenlik sorunu. Tüm bilimsel gelişmeler umudun yanında korkuları da beraberinde getiriyor. Gelecekte şirketlerin işe alımlarda insanların DNA’larına bakıp muhtemel hastalıkları üzerinden eleme yapacağı bile öngörülürken DNA’sını özel şirketler ve hükümetle paylaşmak isteyen gönüllü bulmak zor.  İzlanda’daki yetişkinlerin %60’ının DNA’sı deCODE Genetics adlı şirketin bankalarında saklı. İngiltere, Kanada, Norveç ve İsveç de milli bio-bankalarını kurmaya başlamış bile. Bu örnekler, özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinde daha hızlı artacak gibi görünüyor.

Ekolojik Zeka

Dünya’nın son zamanlarda karşılaştığı en büyük sorunlardan biri küresel ısınma. Ekolojik zeka gelecekte bir anlayış olarak yerleşecek ve değerlerimizi değiştirecek gibi görünüyor. Bu, bizim neyi satın aldığımız ya da şirketlerin kaynakları daha verimli kullanımıyla sınırlı değil. Bu anlayış değişimi bize kaynaklarımızın kısıtlı olduğunu ve şu ana kadarki doğa sömürümüzün sonunun geldiğini öğretecek. Görünen o ki artık yaptıklarımızın sonuçlarını düşünmeme lüksümüz sona eriyor.

İşsizlik: kriz döneminde en çok ürettiğimiz şey

Posted 05 Mar 2010 — by Yaprak Özer
Category İnsan Kaynakları

Çeyrek dilimlerde açıklanan resmi istihdam rakamlarının her 3 ayda bir bizleri sarsmasını hayretle karşılıyorum. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. İşsizlik bizi hayal kırıklığına uğratmadan istikrarlı tırmanışını sürdürüyor.

2001 krizini yaşamış, binlerce işsizi bu dönemde üretmiş bir ülkeyiz. Bize rakamları izlemek yerine trendleri izlemek, yorumlamak ve proaktif davranmak yakışır. Ama nerede… Yapısal değişikliği görmezden gelerek bu kez küresel işsizlik furyasında yine nal topluyor işsizlerimizi sayıca artırıyoruz.

Geçmişte işsiz kategorisinde sokağa döktüğümüz gençleri yeniden iş hayatına entegre etmeyi başaramadık. Çünkü iş üretemedik. Bugün aynı tabloya farklı bir zaman diliminde bakıyoruz. Ders almadığımız için yine yeni iş üretemedik, ders almadığımız için eğitim hayatımızla iş dünyasını buluşturamadık. Ezbere okula yolluyoruz gençleri, onlar da bilgisayar mühendisliği yazıyorlar. Ama bilgisayar mühendisliğinin yol, su, elektrik gibi olduğunu düşünmüyoruz. Bu çocuklar düz bilgisayar mühendisi çıktıklarında hiçbir işe yaramıyorlar. Bıraktım bir meslekleri olmasını, bir mesleğe entegre olabilecek durumları da olmuyor. Gazeteci çıkanlar da aynı şekilde. O nedenle bolca işsizimiz var bu alanlarda. Ben bir alan daha söyleyeyim, hoş ve boş olan: Uluslararası ilişkiler. Mezunları ne yapar diye merak etmeyin, hiçbir şey yapamaz. Gelecek çeyrek rakamlar açıklandığında şaşkınlıktan dona kalmak üzere hoşçakalın.