Posts Tagged ‘içerik danışmanlığı’

Salgın Bir Hastalık Olarak İletişim: Selma Aliye Kavaf

Posted 23 Mar 2010 — by Yaprak Özer
Category İletişim

Hepimiz bir şekilde iletişim kuruyoruz. Konuşarak, yazarak, şarkıyla, dansla, görünümle, varlığımızla, kavgayla, sessiz kalarak… Aklınıza gelemeyecek kadar çok iletişim metodu ile aklınıza gelmeyecek kadar çok iletişim aracı var.

Hemen diyebilirsiniz ki, “iletişim kurmak o kadar da zor değil canım, bir şekilde kuruyoruz işte…” Doğrudur, bir şekilde kurulan iletişim denizinde yüzüyoruz, iletişim kazası sonucunda açığa çıkanlar mezarlığından geçiyoruz her gün. Sanırım insanlar konuşa konuşa hayvanlar koklaşa koklaşa klişesi ruhumuzun derinliklerine işlemiş. Konuşuyoruz da konuşuyoruz…

İletişim kurmak işin en kolay kısmı. Asıl olan nasıl iletişim kurduğunuz, niye iletişim kurduğunuz, kiminle iletişim kurduğunuz, ne zaman iletişim kurduğunuz ve en önemlisi iletişiminizin içeriği!

O kadar da kolay değil yani… İletişimin vazgeçilmezi olan içeriğiyle ilgili şahane bir örnek vermek istiyorum size: Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf geçtiğimiz günlerde eşcinsellik için bir hastalıktır ve tedavi edilmelidir” yönündeki açıklamalarıyla tarihe geçti. Kavaf AKP’liler de dahil birçok kesimden tepki aldı, ama ne fayda ok yaydan çıktı. Sakın yanıt verme dedikleri için üzerine gelen eleştiri oklarına karşın susuyor, ortaya çıkmıyor. Çünkü Türkiye’de her şey bir süre sonra unutuluyor.

Sayın Bakan böyle bir açıklama yaptığında acaba sarfettiği sözlerin dayandığı bir araştırma var mıydı, yoksa kişisel fikri miydi? Büyük olasılıkla ikincisiydi. Bireysel kanaatini paylaşıyordu. Keşke şu bilgileri de dikkate almış olsaydı:

Amerikan Psikiyatri Derneği 1973′te aldığı kararla, Dünya Sağlık Örgütü ise 1990’da metinlerinde eşcinselliği tanı sınıflandırmalarından tamamen çıkardı. 1975’te de Amerikan Psikoloji Birliği aynı tutumu benimsedi.

Bakanın açıklamasından sonra çok uğraşmadım, sanat ve sosyal dallara hiç girmedim, yalnızca sayın bakanın meslektaşlarını taradım. Siyaset sahnesinde eşcinsel örnek bulmak  mümkün mü diye baktım. Örnekler dökülüverdiler! Siyaset dünyası da bu “hastalık”tan musdarip değil miymiş!…

İzlanda’da lezbiyen politikacı Jóhanna Sigurðardóttir başbakan oldu. İngiliz Parlamentosu’nda 11 eşcinsel erkek ve kadın temsilci bulunuyor, bunlardan ikisi kabinede görev yapıyor. 2010 Haziran’da Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy eşcinsel televizyon sunucusu Frederic Mitterrand’ı, Kültür Bakanlığı’na atadı. Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimine katılması beklenen Paris Belediye Başkanı Bertrand Delanoe da eşcinsel. Alman Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, Berlin ve Hamburg belediye başkanları eşcinsel.

Sayın Bakanın bir eşcinsel meslektaşıyla aynı toplantıya katılması an meselesi…

Avrupa’nın ilk eşcinsel kariyer fuarı 5-6 Mart tarihlerinde Münih’te yapıldı. Fuarın adı Milk 2010’du. Milliyet gazetesinin 18 Şubat 2010 tarihli haberine göre, sadece erkeklerin kabul edildiği Fransa’nın en önemli mason örgütlenmesi “Grand-Orient de France” (Büyük-Doğu) tarihinde ilk kez ameliyatla kadın olan bir mensubunun üyeliğinin devamına karar verdi. ABD’nin Massachusetts eyaletinde geçtiğimiz Şubat ayında lezbiyen, gay, biseksüel ve transcinsiyet yaşlılar için bir huzurevi açıldı. Ev, Massachusetts eyaletinin eşcinsel milletvekili Barney Frank’in 2005′de ölen annesinin ismini taşıyor.

İletişimde haklı olmanız yetmez. Doğru zamanda doğru içerikle iletişim kurmak gerekir. Doğaldır ki, sorumluluk hissedenler itinayla iletişim kurar. Ve beklenir ki, sorumlu pozisyonda bulunanlar sistemli, temkinli ve en önemlisi bilgiye dayanan içerikle iletişim kursunlar. Böyle pozisyonları işgal etmeye aday olduğumuzda, istediğimiz gibi iletişim kurmak değil, olması gerektiği gibi iletişim kurmak zorundayız.

Zırva sorularla baş etme sanatı

Posted 03 Jan 2010 — by Yaprak Özer
Category İletişim

Geçtiğimiz günlerde bir basın toplantısına katıldım, hayatımın iletişim dersini aldım, çıktım. Ben gazeteciysem, oraya katılanların mesleği neydi bilmiyorum. Ben iletişimciysem bunlar kimdi? İçim acıdı!

Basın toplantısı, bir kurum, kuruluş ya da bireyin, verecek mesajı olduğunda kurgulanan iletişim araçlarından biridir. Mesajın sahibi ayrım gözetmeksizin bir kerede çok sayıda medya temsilcisiyle paylaşmak niyetiyle hareket eder, bir mekan seçer, toplu davet çıkarır.

Basın toplantısına, konunun uzmanı ya da konuyu bilen gazeteceilerin geleceği varsayılır, seçilmiş bir grubun gelmesi arzulanır çünkü bilgisi olan konuyu anlayabilir, yerinde soru sorar.

Soru bir gazetecinin en değerli aracıdır. Merakla başlar, ağızdan soru olarak çıkar. İyi gazeteci sorusundan belli olur. Soru, kamuoyu adına sorulur. Kişisel merak için değil anlayacağınız… Gazetecinin var olma sebebi kamuoyunun bilgilenme ihtiyacını karşılamaktır. Gazeteci ne kadar meraklı olursa okur onun yazdıklarından o kadar keyif alır. Gazeteci konuya ne kadar hakimse o kadar akıcı ve bilgi dolu bir kurgu yaratır.

Size söz etmek istediğim basın toplantısında ilk sözü patron aldı. Heyecanla neler yaptıklarını, niye yaptıklarını ve nasıl başardıklarını anlatmaya başladı. İkinci konuşmayı üst düzey yönetici yaptı. Fiziki bilgi ve rakamsal verilerden oluşan bir konuşma oldu.

Soru sormayan, “geyik muhabbeti” yapan, bilgi alma telaşında olmayan, akıl vermeye gelmiş, tavsiyelerini birbirinin peşi sıra patlatan gazeteciler görünce gerçekten şaşırdım. Not tutana rastlamadım desem inanır mısınız… Beni şaşırtan bir başka nokta ise patron konuşurken kafasını konuşanın sözlerini “onaylamak” üzere aşağı yukarı sallayan gazeteciler görmek oldu. Sayıca kalabalıklardı. Sanırsınız ki bir arkadaş partisindeler.

Patron açıklamalarının bir noktasında üretimden somut rakamlar verdi. Yakın gelecek planlarını ifade etti. Gerçekleşmiş ve gerçekleşecek iddialı rakamlardan söz etti. Etkileyiciydi.

Aman Allahım o da ne…

Önümde oturan genç kadın “maşallah” demez mi? Sesi yeterince yüksek olduğu için hepimiz duyabildik. Patron da… İtiraf edeyim şaşırdı. Konuşmasının geri kalan bölümünde bu hanım kızımıza bakarak konuştu. Eminim bir yandan konuşurken, içinden “Kim, niye burada, neden beni bu kadar onaylıyor? Şaka mı bu?” gibi sorular sormuştur kendine.

Maşallahcının bir gazeteci olabileceğine ihtimal vermedim. Siz olsanız verir misiniz? “Maşallah Allah nazardan saklasın” diyen, kafasını emme basma tulumba gibi sallayıp onaylayan, utanmasa bilgilerin görkemi karşısında el çırpacak biri…

Benim bildiğim ve öğrendiğim gazetecilik taraf olmayan, sorgulayan, didikleyen, dost olmayan gazateciliktir. Gazeteciden dost olmaz. Olmamalı. Sağlıklı düşünemezsiniz, haber kaynağınızı kayırmak gelir içinizden, konulara duygusal yaklaşırsınız… Gazeteci dost olursa tarafsızlığını yitirir. Gazetecinin sorgulaması gerekir. Dost olan kişi sorgulamaz, kabullenir. Dost gazeteci tek taraflı bilgiye kolay ulaşır, çabalamasına gerek kalmaz, kendisini geliştirmez. Söylenene inanır. Elini bir kere verince kolunu kaptırır.

Bu endişelerim nedeniyle gazetecilerin belirli dernek, vakıf, birlik, grupların üyesi olmasına, hatta kendi aralarında kümeleşmelerine ve klikleşmelerine karşı olmuş, uzak durmuşumdur.

Üşenmedim, araştırdım. “Maşallah” diye yerinden hoplayan arkadaşın bir gazeteci olduğunu öğrendim. Hangi yayın organında çalıştığını buldum. Kendisini basın toplantısının sonuna kadar gözlemledim. Soru cevap bitince soluğu patronunu yanında aldı, ona övgüler düzdü, birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi. Ama hiç not tutmadı, haber için kayıt almadı fotoğraf ya da video çekimi yapmadı.

Basın toplantısında önceden kurgulanmış planlanmış olan metinlerin aktarımı bitince sıra soru cevap kısmına gelir.

Soru cevaplarda her zaman olduğu gibi çok az sayıda el kalktı. (Yine iyi diyebilirim, bazen kimsenin soracak bir şeyi olmaz.) Bunlardan ilki, kendisine söz verilince, bir değil üç sorusu olduğunu söyledi. Heyecanlandım. İlk soru soru değil yorumdu, ikincisi bir gözlemdi, üçüncüsü içinde soru kırıntısı bulunan ama içinde kendi cevabı bulunan bir sorumsuydu. Negatif tonda ifade edilen bu üçlüyü duyan öndeki genç kadın, bu kez de hepimizin duyacağı bir şekilde içinden konuştu: “Fesat fesat sorular soruyorlar!”

Ölür müsün öldürür müsün…

Bir başka gazeteci ise soru cümlesine şöyle başladı: “…Duyduğum bir dedikoduya göre…”

Bidiğim bütün kurallara ve öğretiye aykırı. Gazeteci veri yerine duyduğu bir dedikoduya göre hareket ediyor…

Gelen sorulardan diğeri; “Aktarılan kampanya detayları iddialı. Sonuçlarından nasıl emin olabiliyorsunuz?” sorusunun yanıtına “Üç ay sonra bilgileri palaşacağız” yanıtını aldı… Hemen ardından bir başka el kalktı soru sormak üzere: “3 ay sonra göreceğiz sizi…” Soruyu görebilen var mı? Ben göremiyorum!

Basın toplantısı “çok güzel hareketler bunlar” tadında sonlandı.

Uzun zamandır medya ilişkileri eğitimi veriyorum. Aslında özü iletişim stratejileri ve içerik danışmanlığı. Yerli yabancı şirketler, çok uluslu, kobi, devlet kurumlarından gelen yöneticiler… O gün karar verdim. Artık eğitimin basın toplantısı simülasyonlarında “zırva sorularla baş etme sanatı” başlığında yeni bir bölümü var. Gazetecinin böylesine de hazırlıklı olmak gerek.

Aptal dostum olacağına akıllı düşmanım olsun demişler. Akıllı insanın ne yapacağını tahmin edebilme şansınız var. Zararlı da olsa, zararı hesaplarsınız. Aptal dost için, iyi niyetli olsa da verebileceği zararı ölçmeye korkarım.

Nerede yetişiyor bu gazeteciler?