Posts Tagged ‘işsizlik’

Bloomberg’deyim

Posted 08 Jul 2010 — by Yaprak Özer
Category İletişim

Bloomberght Devre Arası programında yeni bir maceraya adım attım. Levent Oğuz ve Aslı Şafak’la birlikte yönetim, istihdam, yetenek yönetimi gibi konuları tartışıyoruz.

Sizi de bu programa görüş ve sorularınızla bekliyorum. Her Çarşamba saat 12.30’da ortalama 20 dakika sürecek olan program, farklı konuları keyifli bir sohbet formatında ele alacak.

Bakın ilk programda neler tartıştık. Zemini tespit etmek ve bir başlangıç yapmak için özetle işşizlik ve istihdam rakamlarını üzerinden geçtik. İstihdam edilen nüfusun, çoğunluğu lise mezunu erkek yoğun olduğuna dikkat çektik. Kadına fazla yer olmadığını söyledik. En önemli sorunlardan biri olarak hiç tartışılmayan uzun süreli işşizlik konusunu gündeme getirdik.

Benim kişisel fikrim Türkiye’nin bir numaralı sorunun istihdam olduğu yönünde. Bu sorunla bir tek terörün boy ölçüşeceğine inanıyorum. Birinde gençleri topla tüfekle ölüme yolluyoruz, diğerinde gençleri eğitimsizlik ve işsizlikle… Türkiye’de genç işsizlik yaklaşık yüzde 25. Bu ne büyük acıdır! Hem de genç nüfusuyla övünen bir ülke için.

Dünyada istihdam oranlarına baktık. ABD, Avrupa ağırlıklı. Her ikisinin de durumu parlak değil. ABD işsizliği farklı yönleriyle göndeme getirip tartışıyor. Nitelik sorununu açık açık dillendiriyor. İmalat sanayinin can damarlarını tıkayan ve işlerin Doğu’ya özellikle de Çin ve Hindistan’a kaymasını piyasaların gelişmesi için şart olduğunu söyleyerek göz yuman ABD bugün bu temel gerekçelerle istihdam sorunu yaşıyor. Bir diğer ifadeyle emlak/ morgage balonuyla patlak veren ekonomik kriz gibi. İmalattan hizmetlere geçmek, katma değersiz işleri az gelişmiş ülkelere kaydırmak göründüğü kadar renkli bir tablo bırakmadı arkasında…

Gözde meslekler de tartışmaya açtığımız konulardan biri oldu. Ben bu “moda meslek” kavramını hiç sevmem. Her şeyi sulandırıyor. Zaten sulanmaya müsait bir ortamdayız. İhtiyaç varsa meslek vardır, meslek kaybolmaz dönüşür, meslek yerinde durmaz gelişir. Bu değişimi algılayan, yaşayan ve sindirenlerin önü açık. Değişimle boğuşan, meslek seçimini dondurma seçimi yapar gibi yapanların gelecekte yalnızca yalanacağını düşünüyorum. Türkiye’yi ve dünyayı iyi takip eden gençlerin arzularıyla ihtiyaçları akıllıca harmanlayabileceklerini düşünüyorum.

Gelecek hafta hükümetin istihdam stratejisini tartışacağız. Üzerinde durmamızı istediğiniz konuları benimle paylaşın. Görüşlerinizi özellikle iletin.

Sevgilerimle,

Programı izlemek için:

http://www.dailymotion.com/video/xdyy32_yaprak-ozer-htbloomberg-de_shortfilms

İşsizlik: kriz döneminde en çok ürettiğimiz şey

Posted 05 Mar 2010 — by Yaprak Özer
Category İnsan Kaynakları

Çeyrek dilimlerde açıklanan resmi istihdam rakamlarının her 3 ayda bir bizleri sarsmasını hayretle karşılıyorum. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. İşsizlik bizi hayal kırıklığına uğratmadan istikrarlı tırmanışını sürdürüyor.

2001 krizini yaşamış, binlerce işsizi bu dönemde üretmiş bir ülkeyiz. Bize rakamları izlemek yerine trendleri izlemek, yorumlamak ve proaktif davranmak yakışır. Ama nerede… Yapısal değişikliği görmezden gelerek bu kez küresel işsizlik furyasında yine nal topluyor işsizlerimizi sayıca artırıyoruz.

Geçmişte işsiz kategorisinde sokağa döktüğümüz gençleri yeniden iş hayatına entegre etmeyi başaramadık. Çünkü iş üretemedik. Bugün aynı tabloya farklı bir zaman diliminde bakıyoruz. Ders almadığımız için yine yeni iş üretemedik, ders almadığımız için eğitim hayatımızla iş dünyasını buluşturamadık. Ezbere okula yolluyoruz gençleri, onlar da bilgisayar mühendisliği yazıyorlar. Ama bilgisayar mühendisliğinin yol, su, elektrik gibi olduğunu düşünmüyoruz. Bu çocuklar düz bilgisayar mühendisi çıktıklarında hiçbir işe yaramıyorlar. Bıraktım bir meslekleri olmasını, bir mesleğe entegre olabilecek durumları da olmuyor. Gazeteci çıkanlar da aynı şekilde. O nedenle bolca işsizimiz var bu alanlarda. Ben bir alan daha söyleyeyim, hoş ve boş olan: Uluslararası ilişkiler. Mezunları ne yapar diye merak etmeyin, hiçbir şey yapamaz. Gelecek çeyrek rakamlar açıklandığında şaşkınlıktan dona kalmak üzere hoşçakalın.

Vasatizm

Posted 01 Jan 2010 — by Yaprak Özer
Category İnsan Kaynakları

Bir varmış bir yokmuş… Dünyanın en güzel coğrafyalarından birinde, tarihiyle dokusuyla güzel bir ülke varmış. Bu ülkenin içinden yalnızca güzelim doğa değil, güzelim bir tarih geçmiş. Tarih boyunca gelen geçen kavimler bu coğrafyada soluklanmak istemiş. Çocuklar burada daha güzel büyüyüp serpilmişler, matematik, gök bilimi bu coğrafyada yeşermiş, dünyaya söz geçiren, bölgeyi yönetenler buradan çıkmış. Hamurundan mı suyundan mı havasından mı bilinmez…

Yaratan da bonkör, bu ülkeye olabilecek her şeyi vermiş. İnsanlara da bol keseden akıl dağıtmış. Ama o kadar çok gelmiş ki akıl, ne yapacaklarını bilemedikleri zamanlar olmuş. Her yolu denemişler, sonunda bu ülkenin insanları vasat olmayı tercih etmiş.

Vasat olmak demek 5′den şaşma 6′yı aşma demek. Çalışmazsın, hırs yapmazsın, yetecek kadar enerji harcarsın. Ödev yapmazsın, sınavdan kaçar ya da kopya çekersin.

Ama, her şeyin en güzelinden olsun istersin. Çalışma ama olsun! Çalışmak yakışmaz be güzelim. Biraz akıl kullansan kafi.

Politikacısı, bürokratı, askeri, polisi, öğrencisi… Annesi-babası, avukatı-doktoru mühendisi- akademisyeni… Hepsi böyle! Vasat.

Ambulansa adam taşınırken sağlık görevlilerinin hastayı kafa üstü yere düşürdüğü bir ülke daha nerede var? Düşen hastayı bir şey olmamış gibi kaldırmak, haydi diyelim o anı kurtarmak için uygun, ama ertesi gün bir başka hastayı düşürmemek için önlem alındığını düşünüyor musunuz?

Hadi canım sende! Vasat günü kurtarır. Yarından ona ne. Sonra onun işi değil ki bu. Versinler ona yönetimi hepsini düzeltir, o başka…

Sanatçılarının bilse de bilmese de her telden konuştuğu bir ülke daha nerede var? Şarkıcıdır, “açılım”dan konuşur, hatta devletin üstünü telefonla arar, “aferin çocuklar böyle devam edin” der. Herkes de alkışlar.

Her gün şarkı sözü yazıp her sene albümler çıkaran, bu nedenle her yazdığı ve söylediği şarkı bir öncekiyle neredeyse aynı olan sanatçılara sanatçı denir mi? Benim bildiğim denmez, ama sizi bilmem. Trikotaj atölyeleri de böyle işliyor. Veriyorsun bir yerden sana sürekli triko çıkarıyor. Ama hepsi aynı. Zaten maksat bu. Bir sürü aynı çıkarmak. Ya sanat?…

Her gün köşe yazan ve bununla birlikte cemiyet hayatından eksik olmayan gazeteciler nerede var? Her gün köşe yazmak guiness rekorlar kitabına girmekle eşdeğer. Diyelim fikrin var, yaratıcısın, içini nasıl dolduracaksın? Vasat adamın işi değil ama akıllı işi de değil. Akıllı rezil olmaktan korkar. Vasat ise her gün sağa sola sataşarak gündem yaratmaya ya da gündemde kalmaya çabalar. Örneğin köşesinden birine ya övgü ya sövgü gönderir. Vasat köşe yazarının bilgisi olmadığı için her telden çalar. Aynı telden çalmak zordur, farklı telden çalınca defolar daha az gözükür… Sonra unutma ki vasatı okuyan da vasat. Daya gitsin!

Her gün konuşan başbakan, her gün konuşan muhalefet lideri nerede var? Her gün konuşan bakanlar, susmayan bürokratlar nerede var? Yok. Olamaz. Konuşmak için zaman ayırmak, araştırmak, konuşmanın giriş gelişme sonucuna odaklanmak gerek. Yaradana sığınmak ise vasatlara mahsus. Yapacak işi olmayanlar medya aracılığıyla konuşuyor. Birini bile kendi şirketinizde işe almazsınız. Birinin konuştuğuna tepki 24 saat sonra geliyor. Öbürünün yanıtı için 48 saat gerekiyor, işin bir noktaya gelmesi için 3-5 gün geçiyor. Nerede burada tasarruf, katma değer?…

Sürekli toplantı yapmak da böyle bir şey… Sürekli toplantı yapanın çalışmaya vakti olmaz. Bakın çevrenize önemli bir sürü insan! Sürekli toplanıyor da toplanıyor… “İcraat?…” diye sorabilir misin…

Düşünmeden icraat yapan, kervan giderken yolda düzen insanlar nerede var? Çok böbürlenen az iş yapan, az işi çok kişi yapmayı seven, zoru görünce kaçan insanlar nerede var?

Sebat etmek, sürdürmek, sürekli olmak, sistemli olmak, saygı göstermek, selam vermek, gibi S harfiyle başlayan bazı kelimeleri lügatından silen insanlar nerede yaşar?

S harfiyle başlamasa da sevilmeyen ya da duruma göre sevilmeyen başka kelimeler de var. Alternatif örneğin. Alternatif ayakkabı çanta ya da alternatifin alternatif sevgili halinden söz etmiyorum… Alternatifli düşünce! Farklı planlar yapabilme yeteneği gibi. A planı B planı… Yedekli çalışmaktan hoşlanmayan, tamam hallederiz, olsun görürüz diyebilen… Alternatifi olmadığı için birine, bir şeye, bir duruma “mahkum” halinde yaşayan kaç ülke var?

Acele ettiği için ecele giden, bilmese de fikir yürüten, çalışmadan çok para kazanılabileceğini düşünen, hiçbir meziyeti olmadığı halde olması gereken temel vasıflarını meziyet gibi sunan insanlar nerede yaşar…

Peşpeşe açılım yapan, açtıkça açan, her şeyi açan ama halkına açılmayan devlet nerede var?

Vatandaşını baştan suçlu gören, herkesi dinleyen, sonra da “ama beni de dinliyor diyen” devlet nerede var?

Her yanlışa bir kılıf bulan, “ama” ve “fakat” ile cümleye giren çünkü kelimesini gerekçe göstermek yerine sorumlu göstermek için kullananlar nerede yaşar?

Soruna odaklanan, çözümün varlığından habersiz; ispiyonlayan üstünden teflon gibi atan,
Çarpıtınca yanına kar kalan…

Gençlerinin ortalama yüzde 25′i işsiz olan, bunca isşiz varken aralarından kendi firmanıza almak istediğiniz bir tek kişi bile bulmakta güçlük çektiğiniz ülke nerede var?

Göbeğini açıp kafasını kapayan bunu da inancı uğruna yaptığını sanan kadınların olduğu kaç ülke var?

Bir işin başına gelince ayrılmayan, iş/hizmet değil koltuk sevdası olan, hayat yıkılsa da “görevimin başındayım” mesajı veren insanların bulunduğu, kendisinden sonra göreve kimseleri yetiştirmeyen büyüklerimizin olduğu kaç ülke var?…

Ölçmeyi bilmeyen, ölçülmekten korkan, ölçmekle ilgili her şeye karşın çıkan bu nedenle “bilmem ki”leri bol olan insanların yaşadığı ülke neresidir?

Ben bilmem kocam bilir.
Ben bilmem öğretmenim bilir.
Ben bilmem devlet büyüklerim bilir.

Ben bilmiyorum gazete yazmış.
Ben bilmiyorum başkasından duydum.
Ben görmedim öyle olduğunu söylediler.

Ben bilmem dinlemeye takılmış.
Ben bilmem biri ihbar etmiş.
Ben bilmem ihbar edeni hiç tanımıyorum.

Vasatizm bu işte.