Posts Tagged ‘sosyal medya danışmanlığı’

Sosyal medyayı öldürelim mi?

Posted 29 Apr 2010 — by Yaprak Özer
Category Sosyal Medya, İletişim

Evet soru başlıktaki gibi… Sosyal medyayı öldürelim mi? Devamı şöyle olmalı herhalde, ya ben onu öldüreceğim ya o beni.


Converseon 2001’de faaliyet göstermeye başlamış bir Sosyal Medya Danışmanlık Hizmeti şirketi. Şirketin kurucusu ve başkanı Rob Key. Key, geçen gün bloğunda sosyal medyayı ‘neden öldürmemiz gerektiğini’ anlattı. Diğer bir ifadeyle topuğuna kurşun sıkmaya kalktı. Bindiği dalı kesmeye çalıştı. Belki de şöyle düşündü, madem ölecek şanıyla ben öldüreyim, çünkü hergün biraz öldüğünü görmek işkence…

Key, belli ki mutsuz. Mutsuzluğunun nedeni, kurum ya da bireylerin sosyal mecrayı ve bünyesindeki araçları nasıl kullanabileceklerini konuşmak yerine, ’sosyal mecra’nın kendisini  ve ’sosyal mecra araçları’nı konuşmaları: Twitter hesabı mı açmalı? Yeni, ‘viral video’ nasıl bir şey olacak? Facebook’ta kaç takipçim olmalı?

Böyle baktığınızda sosyal medya kendi kendisini tüketmiş ve asıl amacından sapmış oluyor. Key, bir deney yapmış ve ‘sosyal medya’ teriminin çevrimiçi görünümünü ölçümlemiş. Bir kelime bulutuna ulaşmış. Bu bulut içerisindeki terimler ne kadar büyükse o kadar sık kullanılmış demek oluyor. Kısaca söylemek gerekirse, sosyal medyanın anlamı: Facebook, Twitter ve pazarlamadan oluşan koyu bir mürekkep lekesi haline gelmiş. Siz de küçük bir deney yapabilirsiniz. Sizinki de çevrimdışı bir çalışma olsun. Bir sosyal medya projesini sunmak için herhangi bir şirket yöneticisine gidin, sosyal medyayı anlatmak için büyükten küçüğe doğru kelime bulutunun içerisinden geçin sunduğunuz bütçenin nasıl eridiğini göreceksiniz.

Elmalarla armutların karışması durumu… Sosyal medya araçları üzerine değil de kullanılan dile, mesajın içeriğine, mesajın hangi mecralarda nasıl daha iyi sunabileceğine kafa yorduğunuzda ve kolları sıvadığınızda sosyal mecrada faaliyet göstermiş oluyorsunuz. Yoksa dostlar alışverişte görsün hesabı yapmış oluyorsunuz.

Sosyal medyayı etkin kullanan şirketlerden biri HP. HP, sosyal medya sayesinde ‘çağrı servisi hizmetleri’ masraflarından 10 milyon dolar tasarruf etti. Procter & Gamble, kurum yatırım ve inovasyon portföyünün yarısından fazlasını InnoCentive adını verdiği sosyal etkileşim sayesinde dışarıdan alıyor.

Anlayacağınız, sosyal mecrayı bir trend haline gelmekten kurtarmak gerek. Sosyal mecrayı, modasını yaratmazsak, kurtarabiliriz. Kurtaramazsak Key’in söylediği gibi öldürmek gerek.

İletişim içeriktir. İçerik bilgiyle yapılır. Bana şuradan üç lahmacun sar dercesine bana bir sosyal medya kampanyası hazırla Facebook’ta bin kişi takip etsin dememek gerekir. Bin kişinin izlemesi için içeriğinizin olması gerekir. Yoksa yakında siz de bir dönem gazetelerin verdiği tencere tava promosyonlarını yapmak zorunda kalırsınız.

Markanızın Sosyal Medyadaki İçerik Ekosistemi

Posted 26 Apr 2010 — by Yaprak Özer
Category Sosyal Medya

Sosyal medyaya inanıyor, bu mecrada görünmek istiyorsunuz. Haydi bir seyler yazayım, buraya iki kez, diğerine üç kez girip çıkayım demekle olmuyor. Bu işe kafa yoran ve başarılı uygulamalarıyla dikkat çeken isimlerden biri Jason Baer. Baer, Convince & Convert Sosyal Medya Danışmanlığı Hizmetlerinin kurucusu ve aynı ismi taşıyan blogun yazarı. Baer, dertlerimize tercüman… Sosyal medyanın çok zaman alan bir uğraş olduğunu söylüyor, etkin bir içerik skalası oluşturması  halinde kurumların ya da bireylerin bu zaman canavarı uğraşıyı ekonomik bir hale getirebileceğini iddia ediyor. Sistemin adı içerik ekosistemi. Özetle kişisel becerilerinize güvenmeyin adına içerik ekosistemi denen bir strateji oluşturun ve takipçisi olun diyor.

Baer’in  içerik ekosistemi formulü:

1. Taksonomiyi anlayın:

İnternette ve sosyal medyada işler ‘anahtar kelimeler’ üzerinden yürüyor. Arama motoruna aradığınız konunun ilk harflerini yazmaya başlarsınız, o da size belirli öneriler çıkarır. Bu yüzden arama motorlarının nasıl işlediğini iyi bilmeli ve içeriğinizi, etiketlerinizi ve başlıklarınızı ona göre belirlemelisiniz.
İçeriğinizi yayınlarken en uygun ve en iyi ifade eden anahtar kelimeleri girin. Arama motorlarında, sosyal medyada ve sizden söz edilen her yerde (social mention) aktif olarak varlığınızı gösterin.

2. İçerik için ilham verici araştırmalar yapın:

İçerik demek sadece Facebook’da durum güncellemek ve Tweet atmak değildir. İnternette (özellikle Google, Bing, YouTube, Twitter, Facebook, ve SocialMention) kendinizi araştırın ve hakkınızda neler olduğuna, sizin ne kadar içeriğinizin bulunduğuna dikkat edin. “Bu içerik kimlerden geliyor?” sorusuna yanıt verin. Rakiplerden mi  takipçilerinizden mi… En çok görünen içerikler, en etkin olduğunuz yanınız. Daha çok üzerine giderseniz, çok sayıda içerik fikri çıkacaktır. (Not: Araştırmaya başlamak için birkaç küçük adım)

3. İçerik yayın sıklığı şemanızı inceleyin:

Hangi mecradan ne sıklıkla yayın yaptığınızı belirleyin ve daha sık kullandığınıza öncelik verin. Etkili bir ekosistem kurabilmek için hangi mecrayı ne sıklıkla kullandığınızı belirleyin; içerik skalanızı ve kullanım hiyerarşisini ona göre oluşturun. Diyelim, günde 5 tweet atıyor, 2 kez facebook durumu güncelliyor, haftada 3 blog yazısı yayınlıyor, bir de eposta bildirisi gönderiyorsunuz… Skalanız şöyle olacak:

4. Test edin ve ölçümleyin:

İlgi çekeceğini düşündüğünüz bir içeriği etiketleri, başlığı ve anahtar kelimeleri unutmadan yayınlayın. Sonra da içeriğin takipçiler arasında ne kadar okunduğunu veya takip edildiğini ölçümleyin. Bunu içerik skalanızdaki mecralardan sırayla yapın. (Yukarıdaki örnekten yola çıkarak önce Twitter, sonra Facebook gibi.)
Bir içeriğin popüler olmasını ve çok okunmasını etkileyen birçok faktör var. Bu yüzden sakın varsayımda bulunmayın, ölçümlerinize güvenin. Bir içerik ne kadar ilgi çekici olursa olsun takipçiler tarafından ilgi görmeyebilir. Bu yüzden ölçüm yapın.

5. Değiştirin ve yeniden tasarlayın:

Bir içerik belli bir mecrada ilgi çektiyse bir diğeri için de bir kaynak teşkil edebilir. Örneğin, attığınız bir tweet ilgi gördüyse o konu üzerine bir blog yazısı hazırlayabilirsiniz ya da Facebook’ta da kabul görecek bir şekilde yeniden düzenleyebilirsiniz. Eğer bir blog yazısı başarılı olduysa onu düzenleyip newsletter olarak eposta ağınıza dağıtabilirsiniz.

Her bir mecradaki içeriğinizi ayrı ayrı ölçümleyebileceğiniz—bit.ly—gibi ölçümleme programları sayesinde içeriğinizin hangi mecrada ne kadar ilgi gördüğünü, hangi mecraya hangi içeriği daha çok koyabileceğinizi görebilirsiniz.

Son olarak: bütün bu içerik yapısı her bir mecrada farklı birer izleyici kitlesine sahip olduğunuz varsayılıyor. Facebook ve Twitter için izleyici kitleniz birbiri ile örtüşebilir, ama blog yazılarınız ve eposta bildirileriniz için büyük olasılıkla çok farklı kitlelere hitap ediyorsunuz.

Ne düşünüyorsunuz, önerilere katılıyor musunuz? Sizin fikirleriniz var mı?

Sosyal Medyanın Altın Kuralları

Posted 15 Apr 2010 — by Yaprak Özer
Category Sosyal Medya

Tamar Weinberg The New Community Rules (Toplumun Yeni Kuralları) adlı kitabın yazarı. Techipedia bloguyla tanınıyor. Diğer çalışma alanlarını sıralayacak olursak,  Mashable blogu topluluk yöneticisi, sosyal medya danışmanı ve pazarlama uzmanı… Geçtiğimiz günlerde rastladığım bir blog yazısında Sosyal Medya Pazarlama Hakkında Bilmeniz Gereken 7 Gerçek’i anlatıyordu.

Yazıda genel olarak sosyal medyanın o kadar da yeni bir mecra olmadığını dile getiriyor. Söze “…eğer bu mecrada pazarlama yapmak istiyorsanız, pazarlama stratejiniz de yaratıcı değilse…” diye başlıyor; “kusura bakmayın, geç kalmışsınız” diye bitiriyor.

Sosyal medyanın ne kadar organik, interaktif ve zaman isteyen bir oluşum olduğunu vurguladıktan sonra -yeni başlayanlar için- birkaç tavsiyede bulunuyor: Sosyal Medya sabır ve azim ister, bu alanda tutunmak istiyorsanız bu işe zaman ayırmak gerekir. Yetmez sürekliliği olduğunu idrak etmelisiniz.

1. Sihirli değnek değil:

Hiçkimsenin bir haftada bir diğerinin en yakın dostu olduğu görülmemiş. Sosyal medya, en basit anlamıyla bir ilişki geliştirme ve yönetimi platformu. Bunun için zaman gerekir. Her toplulukta yeni katılımcılara bir süre mesafeli davranılır. Sabrederseniz, zaman içerisinde etki alanınız ikiye sonra üçe katlanır.

2. Sayılar her şey değil:

Önemli olan kaç takipçiniz olduğu değil, bu takipçileri etkileyip etkileyemediğiniz.

3. Sosyal medya “sosyal”dir:

Sosyal medyada yayın yaptığınız için herkesin de sizinle etkileşim göstermesini bekleyemezsiniz. Blogunuza ve sayfanıza ilgi göstermeleri için sizin de hedef kitlenizin bulunduğu ve ilgi alanınızdaki diğer sayfa ve bloglarla ilişki kurmanız gerekir. İlişki yoksa sosyal medya da yok diyelim mi?…

4. Sürdürülebilir olmalı:

Sosyal medyada ilişki kurdunuz ve kendi kampanyanızı ya da şirketinizi pazarladınız… Bitti mi? İnsanların ilgisini sıcak tutmalısınız. Yani, sadece bir kampanyayı veya şirketinizi pazarlayıp alacağınızı aldıktan sonra bütün bu takipçileri ve etkileşimcileri bir kenara bırakamazsınız. Bırakırsanız bir daha aynı mecrada pazarlama yapamazsınız.

5. Bedava değil:

Bir konuda uzmanlaşmak emek ve tecrübe ister. Bu tecrübe ücretsiz değil. Twitter ve Facebook’a katılmak bedava olabilir ama bu kişilerin bu mecralarda daha önceden ve sizin için geçirecekleri çok uzun bir zaman dilimi var. O zamanın da bir bedeli var.

6. Çamur at izi kalsın:

Sosyal medyada varlığınıza dikkat edin çünkü burada yaptığınız bir yanlış veya aldığınız karalayıcı bir tepki uzun zaman arama motorlarından ve mecralardan silinmez. Üzerinize çamur sıçratmamaya dikkat edin, leke kolay çıkmaz.

7. Herkese emanet etmeyin:

Sosyal medyada pazarlama iletişimini hafife almayın. Herkes yapıyor biz de yaparız kolaycılığına kapılmayın. İnterneti iyi biliyor, genç heyecanlı ve canlı diye  stajyere bui işi yüklemeyin. Sosyal medyanızı yöneten kişi ile kurum arasında mutlaka bir sinerji olmalı. İşi outsource etseniz de, yarı zamanlı birini bulundursanız da, tam zamanlı biriyle çalışsanız da, ki tam zamanlı olması tavsiye edilir, kişiye de işe de zaman ayırın.

Sosyal medya yönetimini, kampanya ya da organizasyon duyurma aracı değil, ötesine götürmeyi deneyin. Ölçmek istiyorsanız, sayılara ve analitik raporlara bakmak yanıltabilir, pratik ölçümlere bakmak daha iyi olabilir.