Patronsuz Gazetecilik Olur Mu?

Patronsuz gazetecilik mümkün mü? Sahipsiz bir medya kuruluşunun yaşama şansı var mı? Demokrasi önce medyaya sonra topluma uğrar mı? Bugünkü koşullarda zor değil imkansız mı? Medya karşıtı siyasetçiler, ekonomik krizler, fikri mülkiyet düşmanı yapay zeka platformları gibi zorlukları düşününce imkansız. Bir kere geleneksel medyanın sosyal trafiği kalmadı. Sorunlarının üstesinden gelecek kadar sermayesi yok. Çok zenginlerin ağına düşmekle ölmek arasında ince bir çizgide yürüyor. Yalnızca etkisi değil etik değerleri de sorgulanıyor. Güven bunalımı ortada… Saymakla bitmiyor!

Zorundalar ya da Yolcular

Gelin görün ki, can çıkmadan huy çıkmıyor. Yapılan yeni bir araştırma, geleneksel haber kuruluşlarının ümitlerini kaybetmediklerini gösteriyor. Kafalar değişirse mümkün! Haber tüketme alışkanlığını kaybeden kitlelerle yeniden etkileşime geçmek zorundalar. Yeni nesli cezbetmek durumundalar. Web sitelerinin kalitesini yükseltmek, kişiselleştirilmiş haber deneyimleri yaratmak, ses ve videoya yatırım yapmak zorundalar… Tüketicideki dönüşümün, temel gazetecilik değerlerinde değişiklik anlamına geldiğini sanma yanlışından acilen kurtulmalılar. Bunun yerine, tüketiciyi, zaman-metot-tür-teknik ekseninde yaşam şartlarına uyum gösterecek şekilde yakalamayı denemek zorundalar. Üstelik habercilik yapmak zorundalar. Bir de mutlaka tüketiciyi, ulvi yorumlarından mahrum bırakmalılar.

Varmış, Olurmuş!

Adlarını daha önce duymadığım 5 medya şirketi, patronsuz yaşayabileceklerini, bağımsızlıklarından ödün vermeden gazeteciliğin mümkün olduğunu göstermek için çaba sarfediyor. İskoçya’dan West Highland Free Press, Arjantin’den Tiempo Argentino, Uruguay’dan La Diaria, İspanya’dan  elDiario.es, Fransa’dan da Mediapart. Reuters institute çalışmasında detaylarına ulaşabilirsiniz.

Fakir ama Gönlü Zengin Gazetecilik

Kendi yağıyla kavrulanlar. Gözleri tok. Bakın nasıl çalışıyorlar; West Highland Free Press 2009’da çalışanlarına devredilmiş. Beş tam zamanlı ve bunun dışında birkaç serbest çalışanı var. Çalışanlar, gazeteyi bir emekçi vakfı aracılığıyla satın almış. Reklam artı küçük baskı satışıyla finansman sağlıyorlar. Tiempo Argentino, 2015’te kapanınca çalışanlar tarafından yeniden kurulmuş, 85 hissedarı var. Çalışan kooperatifi.  Başlangıçta tamamen okuyucu desteğiyle finanse edilse de artık kombine model: yüzde 35 okuyucu, yüzde 45 reklam, yüzde 20 birikim fonu finansmanı. La Diaria da kooperatif modeliyle faaliyet gösteriyor. 170 çalışanı var, üç ay boyunca çalışan herkes kooperatife katılabiliyor. Gelirinin yüzde 86’sı 21 bin aboneden, geri kalanı reklamlardan elde ediliyor. elDiario.es 2012’de kurulmuş, 100 bin abonesi var. Gazeteciler tarafından yönetiliyor. Abone gelirlerini artırarak reklam bağımsızlığını güçlendirmiş. Gelirlerinin yüzde 40’ı okuyuculardan, geri kalanı ağırlıklı olarak reklam. Hiçbir reklamveren toplam gelirin yüzde 10’undan fazlasını sağlayamıyor. Mediapart 2008’de kurulmuş, 2019’da tamamen vakıf modeline geçmiş, gelirlerinin büyük kısmını 220 bin abonesinden elde ediyor.

Umut var mı?

Araştırmayla desteklenen iyimser bakış açısı, medya sahipliğindeki tekelleşme eğiliminin devam edeceğini yadsımıyor, paralelinde gazetecilerin sahip olduğu ve okuyucu destekli bağımsız gazeteciliğin güçleceğini öngörüyor. Tabii ikinci gruba giren örnekler zengin medya kuruluşlarının yanında deyim yerindeyse “devede kulak”. Bir tek örnek vereceğim gerisini de boşvereceğim; İngiltere’de Margareth Thatcher’a, ABD’de önce Ronald Reagan’a sonra Donald Trump’a seçim hediye eden, varlığının bulunduğu her yerde siyaseti yönlendiren Murdoch imparatorluğu. Avustralya’dan Murdoch’ları News Corporation: The Times, The Sunday Times, The Sun, New York Post, The Wall Street Journal 20th Century Fox, Fox News Channel ve liste uzamasın diye yer vermediğim detaylarla biliyoruz. Dünyaya yetişen Rupert Murdoch ve aile  kavgası dillere destan.

Demokrasi Gazetelere Uğrar mı?

Washington Post’un sahibi ve Amazon’un patronuna bırakacağım: Jeff Bezos, 28 Ekim 2024’te şöyle demiş:  “…The Post’un ideal sahibi değilim. Her gün bir yerlerde, bir Amazon yöneticisi ya da Blue Origin yöneticisi ya da sahibi olduğum ya da yatırım yaptığım kurumlardan biri hükümet yetkilileriyle görüşüyor… ama 2013’ten bu yana The Post’un sahibi olarak The Post’ta herhangi bir kişiye kendi çıkarlarım lehine üstünlük sağladığım tek bir örnek bulmanız için size meydan okuyorum.” Kör topal da olsa iyi ki medya var, bu sözler kayıtlı. Çünkü The Washington Post gazetecilikte “U dönüşünün romanını” yazıyor. Daha dün Bezos son bir ayda yaptığı bilmem kaçıncı açıklamayla gündemde, Washington Post yorum sayfaların Trump karşıtı söylemlere kapadı. Yönetmen istifasını verdi.

Ekonomim modeli

Ekonomim Gazetesi, Dünya Gazetesi’nin çalışanları tarafından kurulmuş bir medya platformu. Yüzde yüz Türk. Makaledeki gazeteler gibi büyük sermaye sahiplerinden bağımsız bir yapı kurmayı başaran ender örneklerden. Bu vesileyle, Ekonomim gazetesinin modelini anlatmaya daha fazla zaman ve enerji harcamasını beklediğimi ifade etmek istiyorum. Bir de isterdim ki, Reuters Institute gibi medya araştırması yapan kurumlar, Arjantin’den Uruguay’a, İspanya’dan Fransa, İskoçya’ya örnekler verirken Türkiye’den de Ekonomim’i örnek versinler. Bunun için konuşmak, modeli anlatmak gerek. Türkiye gibi medyanın yalnızca siyaset değil, aleni vasatlık ve ekonomik gerekçelerle zorlu süreçten geçtiği bir ülkede Ekonomim gibi gazetelerin kendilerini ifade etmeleri önemli. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, Türkiye adeta yer üstünden silinmiş gibi, orada burada çatışma ve sert ifadeler olmasa sesini duyan yok. Sanki bu ülkede başka hiç bir şey yokmuş gibi. İşini iyi yapan herkesin, yöntemlerinden ve yarattığı faydalardan söz etmesi görevi, bunun için küresel olması şart.

Kaç model var?

En yaygın; “çalışan ortaklığı” modeli ve “kooperatif” sistemi. Bunlar, çalışanların bir işletmeye doğrudan sahip olmasını sağlayan alternatif sahiplik yapıları. Çalışan ortaklığı modeli, şirketin hisselerinin çalışanlara dağıtılmasıyla oluşuyor. Doğrudan Hissedar modelinde çalışanlar, şirketin belirli bir yüzdesine ortak oluyor. Kooperatifler, ortakların eşit haklara sahip olduğu bir sahiplik modeli. Çalışanların ve bazen müşterilerin de dahil olduğu demokratik bir yönetime dayanıyor. Değişik modelleri var; tüketicilerin kurduğu –  üreticiler tarafından kurulan ya da çoklu paydaş modeli… Model olduğu tartışmalı olsa da yaygın bir yöntem olan “hibe” bağımsız vakıflar-kurumlardan alınan desteklerden oluşuyor… Bağımsız kurumlar kadar,  Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM) ve UNESCO gibi kuruluşlardan sağlanan fonlar da etkin. Hatta büyük bireysel bağışçılardan gelen finansman. Projeye özel destekler de bu kategoride sayılabilir…

İngiltere’den The Guardian

En popüler örneklerden biri, The Guardian. Scott Trust Limited tarafından sahiplenilen ve yönetilen bir medya kuruluşu. Geleneksel şirket sahipliğinden de  çalışan ortaklığı ve kooperatif sistemlerinden de farklı. Gazete bir vakfa  ait, gazete ve ona bağlı yayınlar, Scott Trust Limited tarafından yönetiliyor. Bu yapı, gazetenin uzun vadede bağımsız kalmasını garanti etmek için kurulmuş. Gazetenin tek bir sahibi veya hissedar grubu yok, ticari yatırımcıların veya patronların gazete üzerinde etkisi de yok. Kar amacı gütmüyor. Elde edilen tüm gelir yeniden gazeteciliğe dönüyor. Finansman modelinde okuyucu desteği yanı sıra, abonelik ve üyelik programları aktif.  Geleneksel gazeteler gibi reklam alıyor, ancak reklam verenlerin editoryal içeriğe etkisi az. Bazı yatırım araçları da  kullanılıyor.

ABD’nin Başına Gelenler; AP ya da NPR’a Ne Olacak?

Associated Press (AP), bir haber ajansı. Özel şahıs veya yatırımcıya ait değil; kooperatif. Hissedarları bireyler değil, ABD’li medya kuruluşları. Devlet fonu almıyor. Ana gelir kaynağı,  haberlerini satın alan medya şirketleri. AP bağımsız editoryal bir yapıya sahip olsa da  tam olarak reklamlardan ve ticari etkilerden arındırılmış bir model değil. NPR (National Public Radio) kooperatif modeline benzeyen bir yapıya sahip. Sahibi, bireysel yatırımcılar veya özel sermaye grupları değil, ABD’deki yüzlerce yerel kamu radyo istasyonları ağı. Küçük bir devlet desteği alıyor.

Medyanın Kendisi Haber

Trump yönetimi, AP, NPR ve diğer kamu yayın kuruluşları ile kendisine biat etmeyenleri “liberal dezenformasyon makineleri” diye etiketliyor. Federal fonları kesmekle tehdit ediyor. CNN, The New York Times, NBC News, Politico, hedefte. Hepsi yarın başlarına ne gelecek diye bekliyor. Küçük bir anekdot; 2018’de CNN’nin Beyaz Saray muhabiri Jim Acosta’nın binaya giriş izni iptal edilmişti. Yargıya başvuran gazete kazanınca Acosto geri dönebilmişti. Uzaktan bakıldığında AP’nin Trump’la çatışma nedeni de anlaşılır gibi değil. Yüzlerce yıldır “Meksika Körfezi” olarak anılan denizin adını Amerkan Körfezi’ne değiştiren Trump, AP kurala uymadı diye ajansı Beyaz Saray’dan, Pentagon’dan, Airforce One’dan kovdu…

Survivor Modeli

Belli ki, mesele; medyaya patronun kim olduğunu göstermek. Gözdağı vermeye yönelik bir strateji güdülüyor, haber merkezleri haber kovalamak yerine dava kovalamaktan yorgun düşsün, sinsin, bunalsın, maliyetin altında ezilsin. Madem eleştiriyorsun, bir bedeli olacak. Ha medya ha devlet; Ukrayna, Çin,Rusya, Kanada, Meksika… her yerde Survivor Modeli .

Siyaset soslu gazeteciliği bir kenara bırakalım, buradan çıkan dersten anlaşılıyor ki, gazetecilerin mesleklerine sahip çıkmak için önce iş yapma modellerini sorgulamaları gerek. Devlet fonları, kurum kuruluş hibelerini alıp, reklam veren bağımlılığına son vermeden  tarafsız habercilik diye bir model yok. Dönüşümü, soslayıp sunduğumuz ideolojilerle açıklamak kolaycılık. Bu bir iş.

Paylaş